Sevgilim beni aldattı

Her ilişki, hem bir umut hem de bir risk taşır içerisinde. İyi hissedeceğimize, ait olacağımıza, sevip sevileceğimize dair umut biri diri tutarken terk edilme, aldatılma, hayal kırıklığı yaşama ile ilgili endişeler ise bizi huzursuz eder.

İlişki içindeki en önemli duygulardan biri ise “güven” duygusudur. Güven bir süreklilik, aynılık, ön görülebilirlik arayışıdır aslında. “Eşim beni hep sevecek.”, “Sevgilim benim dışımda birini hayatına almayacak.”, “Eşim zor anımda yanımda olur.” gibi düşünceler, ilişkilerdeki güveni çağrıştıran düşüncelerdir. Bununla birlikte bazen, hiç istemediğim bir şeyle karşılaşırız: Aldatılma

Aldatılma, ilişkimize dair güven duygumuzu allak bullak eder. O kişiyle kendimizi, hayatın geri kalanında aynı karede görmemizi zorlaştırır. Kendimizi adamamıza engel olur. Bizi ötekinden soğutur, kendimizi ona kaptırmaktan korkutur.

Pek çok insan aldatılmayı kabul edemez ve bir pazarlık  konusu yapmaz. Yani “Aldatıldığım bir ilişkide ne pahasına olursa olsun kalamam.” der ve ilişkisini bitirir. Bu, o kişi açısından işlerin çok kolay gittiği anlamına gelmiyor. Tabi ki o de üzülüyor, mutsuz oluyor, öfkeleniyor vb. Ama, güvensizlikle yaşamaktansa bu duyguları yaşamayı tercih ediyor.

Bazıları ise, aldatılsa bile ilişkisinden vazg(e)çemiyor. Neden vazgeç(e)mediği sorulduğunda ise çok farklı açıklamalar yapabiliyorlar. “Onu çok seviyorum.”, “Aslında beni seviyor.”, “Onsuz yapamam.”, “Yalnız kalmaktan korkuyorum.” vb.

Peki ne yapmalı?

Ben, güven duygusunun yer almadığı bir ilişkinin kişilere doyum vermeyeceğini düşünüyorum. Yani siz, partnerinize, eşinize güvenmiyorsanız o ilişkiden size de ona da hayır gelmez. Şayet güveni yeniden tesis edebilirseniz işler daha iyi hale gelebilir. Bunun için de ilişki danışmanlığı desteği almanızı öneririm. Muhabbetle.

 

 

Psikolog benim düşüncelerimi mi değiştirecek?

Öncelikle bir konuda netliğe varalım. Psikolog, genel bir ünvandır. Türkiye’de Üniversitelerin Psikoloji bölümlerinden mezun olan kişiler psikolog olarak kabul edilmektedir. Ancak, her psikolog aynı işi yapamayabilir. Bazı psikologlar endüstri psikolojisi, bazıları klinik psikoloji, bazıları danışmanlık psikolojisi, bazıları spor psikolojisi ya da başka bir alt alanda uzmanlaşabilirler. Bu temel çerçeveyle birlikte, günlük hayattta psikolog ile anlaşılan şey daha çok, psikolojik sorunların çözümü için kişilere destek sunan kişidir. Ancak aynı şekilde, psikolojik destek sunan başka uzmanlar da vardır. Mesela, psikiyatrist, psikolojik danışman, sosyal hizmet uzmanı vb. Bu kabulden hareketle soruya cevabımızı maddeler halinde sıralayabiliriz:

  •  Psikolojik yardım sürecinde genel olarak kişinin duyguları, düşünceleri, davranışları, insani ilişkilerde kullandığı psikolojik kalıplar, bilinç dışı yaşantıları, anıları, hayalleri, inançları vb. ele alınabilir. Dolayısıyla, psikolog ile yapacağınız görüşme de düşünceleriniz de ele alınacaktır. Anlaşıldığı üzere sadece düşünceler ele alınmayacaktır.
  • Sizin düşüncelerinizi psikolog düzeltmez. Bu bakış, kendinizi çok pasif kabul ettiğiniz bir bakıştır. Psikolog, psikoloji biliminden hareketle, düşünce yapılarınızı ve bu yapıların hayatınıza etkisini anlamanızda; şayet değiştirmek isterseniz de bu değişim sürecinde size destek sunan biridir.
  • Psikoloğun sunacağı destek gelişigüzel değil, bazı psikoterapi kuramları çerçevesinde olabilir ancak.
  • Psikolog size şu minvalde bir cümle kuramaz: “X şeklinde düşünmen çok yanlış, bunun yerine Y şeklinde düşün.” Sadece belirli bir sistem çerçevesinde düşünce yapılarınızı ve bu düşünce yapılarınızın hayatınıza etkisini anlamaya ve size göstermeye çalışır. Ve bu süreç çok mekanik değil karmaşık bir süreçtir.
  • Psikolojik yardım sürecinde amaç, sadece pozitif düşünmek değil, daha çok gerçekçi düşünmeyi becerebilmektir.
  • Psikolog, düşüncelerinizi anlamaya çalışırken, duygularınızı, hayallerinizi, çocukluk yaşantılarınızı, görüşmedeki duruşunuzu, sese tonunuzu, jest ve mimiğinizi vb. de hesaba katar.

Özetle, psikolojik yardım sürecinde düşünceleriniz de diğer pek çok faktörle birlikte ele alınır. Ancak bu sizinde aktif olarak içinde yer aldığınız bir süreç olarak gerçekleşir.

Hangi psikoterapi modeli daha iyidir?

Psikoterapi, insanların düşünce, duygu, davranış ve ilişkileri ile ilgili değiştirmek istedikleri noktalarda kendilerine destek sunan bir psikolojik yardım süreci olarak düşünülebilir.

Literatürde, farklı sınıflandırmalara göre farklı sayılarda psikoterapi modeli olduğunu görüyoruz. Bu modellerin sayısı, nereden bakarsanız yüzlü sayılarla ifade edilebilir. Hatta bazıları, meselenin öznel boyutuna vurgu yapmak için “Terapist sayısınca terapi vardır.” demektedirler.

Son dönemlerdeki genel eğilim ise, bütün bu “farklı” terapi modellerinin, insanlara fayda sağlayan ortak noktalarını tespite dönüktür. Yani, artık psikoterapi sistemleri açısından, “Filanca terapiyi üstün yapan özellikler nelerdir?” tarzında soru sormaktan çok, “Bunca farklı terapi modellerinin, insanlara fayda sunan ortak noktaları nelerdir?” şeklindeki soruları önemsiyorlar.

Hal böyle iken, bazı terapistler (hatta danışanlar bile) kendi terapi modellerinin diğerlerinden üstün olduğunu ispata dair çaba içerisine girmektedirler. Bence bu son derece işlevsiz bir çabadır. İşlevsizdir, çünkü kişileri yeniliklere kapalı ve tutucu hale getirebilir. Ben kendi adıma okuduğum ve öğrendiğim her terapi modelinde ayrı bir güzellik görüyor ve bu modellerin teorisyenlerine hürmet ediyorum. Demem o ki, her terapi modelinin kendi içinde bir işlevselliği ve güzelliği vardır.

Peki bir danışan olarak siz ne yapabilirsiniz?

Yardım almak istediğiniz psikoterapistle bir ön görüşme yapabilirsiniz. Sorununuzu ve beklentilerinizi paylaşabilir, size hangi terapi modeliyle, nasıl yardım sunacağını öğrenebilirsiniz. Terapinin öngörülen süresi ve maliyeti hakkında bilgi alabilirsiniz.

Daha iyi psikoterapi aramaktansa size uygun psikoterapi modeli arayışında olmanızı öneririm. Mesela, maliyeti açısından sizi zorlayabilecek (haftada 2 seans ve 2-3 yıl sürebilir) dinamik terapiye başlamak, şayet şartlarınız uygun değilse çok makul olmayabilir. Bunun yerine daha kısa süreli, sorun çözme terapisini tercih edebilirsiniz.

Özetle, en iyi terapi değil, size fayda sağlayabilecek terapi modelinin aramanızı öneririm.

Kişisel gelişim kitapları neden işe yaramıyor?

Türkiye’nin en büyük kitap marketlerine gittiğinizde dikkatinizi çekecek şeylerden biri, kişisel gelişim bölümünün genişliği ve kitap sayısının fazlalığıdır. Net bir bilgim olmasa da, en çok satılan kitaplar arsında da kişisel gelişim kitapları önemli bir yer işgal ediyor diye bir intibam var. Bununla birlikte, psikoterapi seanslarında sık duyduğum şeylerden biri “Kişisel gelişim kitapları okumayı çok severim, ama hayatımda pek bir şey değişmiyor.” şeklinde oluyor. Genellemeler hata payını yükseltir, fakat kişisel gelişim kitapları satıldığı oranda geliştirmiyor diye düşünebiliriz. Şayet bu doğruysa, sebebi ne olabilir?

Ben bunun sebebinin en az iki grupta toplanabileceğini düşünüyorum:

  1. Kitaplardan kaynaklı sebepler: Çok fazla kişisel gelişim kitabı okumam. Ancak, okuduklarımdan ve konuyla ilgili düşünce üretenlerden gördüğüm bazı şeyler var. Pek çok kitap, kur kuruya vaatlerde bulunuyor. Her şeyin en kolay, en hızlı, en zahmetsiz yollarını öneriyorlar. Ancak hayatın kendisi o kadar tozpembe değil. Gelişim sahici çalışmaya ve terlemeye bağlıdır büyük oranda.
  2. Okuyucudan kaynaklı sebepler: Okuyucular da, büyük oranda zahmetsiz bir değişim süreci arıyor olabilirler. Okudukları kitaplardaki öneriler son derece gerçekçi ve işlevsel olsa bile, onları gerçekleştirme dirayetini göster(e)miyorlar. Dolayısıyla ellerinde kalan şey, dayanaksız bir ümidin sonundaki hayal kırıklığı oluyor.

Hanna Levenson değişim için iki şeyin gerçekleşmesi gerektiğini söyler:

  1. Yeni bir anlayış: Söz konusu durum ya da konu ile ilgili yeni ve daha işlevsel bir bakış açısı geliştirmeyi ifade eder.
  2. Yeni bir deneyim: Söz konusu durum için yeni bir duygu hissetmek, yeni bir adım atmak vb. süreçleri ifade eder.

Hanna Levenson bu düşüncelerini psikoterapi süreci için ifade etmiş olsa da, aynı mantığın kişisel gelişim peşinde olanlar için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla, yeni bir anlayışın ya da yeni bir deneyimin eksik olduğu değişim çabası, beklenilen sonucu veremeyebilir. Bu yüzden, sorun hem kitaplarda hem de okuyucuda olabilir. Bu yüzden, kişisel gelişim kitabı okuyanlara önerim, okuduklarını belki birkaç kez okumak ve ifade edilenleri gerçekleştirmek olacaktır.

Sosyal fobi kendi kendine geçer mi?

Sosyal fobi, kişinin genel olarak başka insanlarla olan ilişkisinde ve sosyal ortamlarda zorlanmasıyla kendini gösteren bir sorundur. Sosyal fobi çeşitli tipte ve yoğunlukta yaşanabilir. Bazı insanlar genel olarak, tüm insani ilişkilerde zorluk yaşarken, bazıları spesifik durumlarda (patronla konuşurken, yeni birileriyle tanışırken, karşı cinsle diyalog kurarken, topluluk önünde sunum yaparken vb.) sıkıntı yaşarlar. Sosyal fobiyi tanımak için sosyal fobi yazısını okuyabilirsiniz.

Sosyal fobi tedavisi için yaygın olarak kullanılan yöntemler ilaç tedavisi ve bilişsel davranışçı terapi yöntemidir. Ayrıntılı bilgi için sosyal fobi tedavisi linkine tıklayabilirsiniz.

“Sosyal fobi kendi kendine geçmez.” gibi bir ifade kullanmanın çok doğru olmadığını düşünüyorum. Şayet kişi yaşadığı sorunla ilgili yeni bir anlayış (Kendiyle ve diğer insanlarla ilgili yeni ve daha işlevsel bakış açıları) geliştirebilir ve yeni deneyimler (Kaçındığı durumlara maruz kalmak gibi) gerçekleştirebilirse, sorunuyla belirli düzeyde başa çıkabilir. Ama burada de sosyal fobi , kendi kendine geçmiş olmaz. Kişi kendi kendine, profesyonel destek almadan, işe yarar şeyler yaptığı için sosyal fobi ile başa çıkmış olur.

 

 

Eşimi düzeltebilir misiniz?

Evlilik terapisi için randevu almak isteyen kişilerin önemli bir kısmının beklentisi, evliliklerinin düzelmesi değil, eşlerinin düzelmesi yönünde oluyor. Onlara bu durum ifade edildiğinde ise, “Evliliğimin düzelmesinin yolu eşimin düzelmesinden geçiyor.” paralelinde şeyler söylüyorlar. Bu çok bilindik bir bakış açısıdır aslında: Ben normalim, eşim anormal!

Evlilik terapisinin temel parametresi ise yukarıda ifade edilen tutumla çok uyuşmuyor. Evlilik terapisi, evlilikleri birlikte oluşturulan sistemler olarak görüyor. Yani, kadın ve erkek, sahip oldukları kişisel dinamiklerden (psikolojik, biyolojik ve sosyal dinamikler) hareketle bir ilişki dinamiği (ilişki sistemi, ilişki döngüsü) oluşturuyorlar. Evlilik terapisinin temel amacı ise, oluşturulan kısır (doyum vermeyen) döngüler yerine, sağlıklı (doyum veren) döngüler üretebilmektir. Dolayısıyla evlilik terapisinde, hem kişisel dinamiklere hem de ilişki dinamiklerine odaklanılır.

Sonuç olarak bir evlilik terapisti ya da evlilik danışmanı, eşlerin düzelmesi için değil ilişkilerin düzelmesi için destek sunar.

 

Merhaba

Efendim merhabalar. Sitemize hoş geldiniz. Danışman Psikolog sitesinin temel amacı, tarafımıza yöneltilen okuyucu sorularına cevap vereceğimiz bir platform oluşturmaktır.

Sorulara vereceğimiz cevaplar her zaman çok derinlikli olmayabilir. Çünkü, her soruya tam olarak verilmesi gereken cevabın, en azından bir kitap olabileceği düşüncesindeyiz. Ancak buna zamanımız ve imkanımız el vermiyor. Bu yüzden, sorularınızı imkanımız dahilinde cevaplamaya çalışacağız.

Sizin de cevaplamamızı istediğiniz sorularınız varsa, yusufbayalan@hotmail.com üzerinden tarafımıza gönderebilirsiniz.

Sorularınızı en kısa sürede cevaplamaya çalışacağız.

Görüşmek üzere.