İzmir’de Psikolog mu Arıyorsunuz?

Günümüzde insanlar arasında oluşan iletişim problemleri, eşlerin arasını açmakta, samimi arkadaşlıkları baltalamakta, ebeveynler ile çocuklar arasında uçurumlar yaratmaktadır. Büyükşehirlerin hızlı ve samimiyetten yoksun yaşam tarzı, stres dolu iş hayatı ve iş yerindeki stresin eve yansıması, ülkemizin en güzel şehirlerinden biri olan İzmir’de de insanlar arası problemlerin kaynağını oluşturmaktadır. Bu problemleri çözümü için insanlar internetten edindikleri bilgilerle yetinmeyip İzmir’de psikolog arayışında olmaktadırlar. İnternetten bulduğu bilgilere güvenemeyen vatandaşlar ise İzmir’de psikolog tavsiye edebilecek yakınlarıyla veya iş arkadaşlarıyla dertleşmektedirler.

Tavsiye Bağlantı: https://psikolojigazetesi.com

Ege’nin incisi konumunda bulunan güzel şehir İzmir, yaz-kış yoğun bir şehir olarak göze çarpar ve bu yoğunluk insanların çalışma temposuna yansır. Yılın 12 ayı sürekli hızlı yaşanan bir şehir olması münasebetiyle birçok iletişim kazası da yaşanabilmekte. Kalabalık şehirlerin iletişimsizlik temelli kaçınılmaz psikolojik problemlerinin hepsi İzmir’de de yaşanır. Bu yüzden bilinçli ve medeni insanların yaşadığı İzmir’de, insanlar kendi başlarına baş edemedikleri problemler için psikolojik destek alabiliyorlar.

Giderek azalsa da halen insanlarımızda psikolojik destek alma konusunda çekimserlik yaşanmaktadır. Oysa ki bazı zamanlarda, kendisine en çok güvenen, sinirlerinin çok sağlam olduğunu düşünen insanlar bile, bazı yüklerin altında ezilmekte ve bir çıkış yolu aramaktadırlar. Bu yüklerle tek başlarına mücadele ederken, ailelerinden veya iş arkadaşlarından yeterli desteği göremedikleri zaman, yük arttıkça artar ve taşınamaz hale gelir. Böyle durumlarda hayatın geri kalanını sağlıklı bir şekilde geçirmek ve çeşitli zevklerden mahrum kalmamak için İzmir psikolog randevu işlemini gerçekleştirmeli ve gereken desteği almalıdır. Bu zor bir şey değildir. Aksine sürecin daha da zor geçmesini engeller.

Bende İzmir’de psikolog arıyorum diyorsanız, İzmir Psikolog linkine tıklayabilirsiniz.

Yazar: Memet Kaymaz

Şizofreni Belirtileri Nelerdir?

Şizofreni nedir sorusuna en net cevap, zihinsel bir rahatsızlık olarak tanımlanır ve en karakteristik özellikleri düşünce, hareket ve duygularda ifade bozukluğu, gerçeğin algılanmasında çarpıklık ve insanlar ile iletişimi bozan bir hastalıktır.

Gerçek ve deneyimli bir terapist ve ilaç tedavisi ile kontrol altına alınabilen, hayatın bir döneminde yaşansa bile atlatılabilen bir hastalık olarak da tanımlanabilir.
Şizofreniyi bölünmüş kişilik olarak tanımlayanlar yanılıyorlar. Bir psikoz türü olarak gerçeklerin algılanışını değiştiren zihinsel bir oyun demek bölünmüş kişilik demekten daha mantıklıdır. Seslerin, duyguların ve düşüncelerin karma karışık olduğu ancak doğru bir tedavi ile yaşama dönmenin mümkün olduğu bir hastalık türüdür.
Birden karşılaşılan bu değişimlere psikotik epizod denmektedir. Bu psikotik epizodları şizofreniler hayatlarında tek kez yaşayabilirler veya birden fazla yaşayabilirler. Bu şizofreninin şiddeti ile ilgilidir. Tedavisine başlanmamış veya tedavisi reddedilmiş şizofreni hastalıklarında epizodların şiddeti ve görülme sıklığı artmaktadır.

Şizofreni Türleri Nelerdir?

Şizofreniler karakteristik özelliklerine, belirtilerine ve şiddetine göre çeşitli türlere ayrılmaktadır;

  • Paranoid Şizofreni

Duygu, düşünce ve konuşma olarak gayet normal görünen paranoid şizofrenler, birinin kendisini sürekli cezalandırdığı veya kendisine zulmettiği yönünde sanrılar yaşarlar. Paranoya ile şizofrenin bir araya geldiği türdür.

  • Hebefrenik Şizofreni

Konuşma olarak paranoid şizofreniden daha karmaşık görünürler, tutarlılık söz konusu değildir, zihinsel olarak bir karışıklık söz konusudur. Yüz şeklinin duygu yansıtmadığı görülür. Rutinlerini bile sürdürmede karışıklık ve anormallik yaşarlar.

  • Katatonik Şizofreni

Daha çok fiziksel belirtilerin görüldüğü katatonik şizofreniler, hareketsiz olmaları ve tepki vermemeleri ile tanınırlar. Duruş ve mimik olarak durgunluk söz konusudur. Bazen taklit yapmayı severler.

  • Ayrışmamış Şizofreni

Uzmanlar şizofren hastayı incelediklerinde paranoid, hebefrenik veya katatonik belirtilerinden birine rastlayamadıklarında ayrışmamış şizofreni tanısı koyarlar.

  • Rezidüel Şizofreni

Gittikçe sakinleşen ve belirtileri azalan, normalleşmeye yaklaşan şizofreni türüdür. Şizofreni belirtileri giderek sönmektedir. İyileşmeye en yakın gruptur.

Şizofreni Belirtileri Nelerdir?

Farklı zamanlarda farklı özellikler görülse de şizofreni belirtileri birden ve oldukça şiddetli olarak gelişebilmektedir.

Pozitif belirtiler

  • Delüzyon: Gerçeklikten kopuk bile olsa hastanın inanmaya devam ettiği düşüncelerdir. Kendisini olağanüstü bir güce sahip biri olarak görebilmektedir.
  • Halüsinasyon: Duyu organlarının (özellikle göz ve kulak) gerçekliği olmayan şeyleri algılamasıdır. Olmayan ses, olmayan görüntü veya koku gibi durumların varmış gibi algılanmasıdır. Hasta bu görüntü, ses veya kokunun olduğu yönünde inatçıdır.

Dezorganize belirtileri

Zihnin tepkisel veya düşünsel olarak organize olamamasıdır.

  • Karşıdaki ile iletişimini zorlaştıran anlamsız kelimeler ve mimikler,
  • Düşünceler arası hızlı geçiş,
  • Karar verememe,
  • Anlam verilemeyen şeylerin yazılması,
  • Unutkanlık,
  • Garip yürüme davranışları,
  • Sebepsiz problemler türetme

Negatif belirtiler

  • Güleceği yerde ağlaması veya susması gereken yerde aşırı bir şekilde anlamsız gülmesi,
  • Sosyal ortamdan çekilme,
  • Motive olmada güçlük,
  • Hayattan alınan zevkin azalması,
  • Öz bakım becerilerinin azlığı,
  • Duyguların aşırı uçta yaşanması, duygu patlamaları,
  • Hareket etmeden uzun süre oturma, yatma veya uzanma,

Şizofreni Nedenleri Nelerdir?

Biyolojik kökenli olduğu kanıtlanmış olan şizofreninin tek ve gerçek bir sebebi yoktur. Birden fazla faktörün bir araya gelmesiyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu faktörler;

  • Genetik, anneden ve babadan çocuğa geçebildiği bilinmektedir.
  • Beynin kimyası, dopaminlere karşı hassasiyet veya aşırı dopamin üretimi.
  • Beyin anomalisi, Farklı türdeki hastalarda da görülmesine rağmen şizofrenilerde beynin normal dışı bir özellikte olduğu kanıtlanmıştır.
  • Çevresel etkenler, aşırı stres, sosyalleşmenin azlığı ve viral enfeksiyonların genetik olarak şizofreni görülebilecek hastaların yakalanma oranlarını arttırdığı görülmektedir.

Şizofreni kimlerde görülür?

Cinsiyet ayrımı yapmaksızın, yoğun stresli geçen ergenlik çağından itibaren yetişkinliğin her döneminde herkeste görülebilmektedir. En sık rastlanan vakalar 20 yaş ile 30 yaş arasıdır.

Şizofreni teşhisi nasıl konur?

Şizofreni şüphesi ile uzmana başvuran kişinin öncelikle biyolojik testleri yapılır. Farklı bir hastalık olup olmadığı kontrol edildikten sonra hasta psikiyatrist veya psikologa yönlendirilir. Geçerliliği ve güvenirliliği kanıtlanmış bir takım testler ve bulguların kaydedilmesiyle hasta psikotik yönden değerlendirmeye tabi tutulur. Son 6 ay içinde çok belirti gösteren hastaya şizofreni tanısı konur.

Şizofreni nasıl tedavi edilir?

Belirtilerin oldukça azaltılması ve hastalığın seyrinin yavaşlatılması için; şizofreni tedavisinde kullanılan yöntemler aşağıda verilmiştir;

  • İlaç tedavisi: Antipsikotik ilaçların kullanıldığı bu tedavi şeklinde, halüsinasyonların ve sanrıların azaltılması hedeflenir. Zyprexa, Seroquel, Saphris, Risperdal, Invega, Geodon, Clorazil, Abilify isimli yeni ilaçların yanı sıra, Mellaril, Trilafon, Stelazine, Navane, Haldol, Prolixin, Thorazine isimli eski ilaçlar da kullanılmaktadır.
  • Psikososyal terapi: Belirtileri kontrol etmenin yanı sıra sosyal hayattan zevk almayı da hedefleyen terapi teknikleri vardır. Rehabilitasyon amaçlı terapide, sosyal becerilerin tekrar kazandırılması ve hastanın yaşamına dışarıda da devam edebilmesi amaçlanır. Bireysel psikoterapi, hastalığın anlaşılıp belirtileri ile başa çıkma becerilerinin öğrenilmesini amaçlar. Aile terapisinde hastanın ailesinin desteği sağlanır ve son olarak grup terapi veya destek gruplarında hastanın yalnız olmadığı öğretilip, aynı hastalıktaki kişilerin birbirlerine destek olması sağlanır.
  • Klinik tedavi: Çok şiddetli belirtiler gösteren hastaların kliniğe yatıp tedavi olması iyileşmesini hızlandırır. Bu tedavide, elektrokonvulsif terapi adı verilen elektrik şoku ile tedavi vardır. Beynin anormal yapıda olması nedeniyle çok şiddetli vakalarda beyin cerrahının müdahale edebileceği zamanlar da olabilmektedir.

Şizofreni tehlikeli bir hastalık mı?

Şizofreni ile ilgili en yanlış bilgi, bu hastaların tehlikeli olabileceği düşüncesidir. Zaten yalnız kalmayı ve tepkisiz olmayı seçen şizofrenler, bu hastalığının yanında maddenin kötüye kullanımı gibi bir durum yaşıyorlarsa, maddenin etkisi ile şiddet davranışına yönelebilirler ancak normal seyreden bir şizofreni vakasında herhangi bir tehlike söz konusu değildir. Başkalarına zarar verdikleri çok az görülse de; şizofreni hastalarının daha çok kendilerine zarar verme eğiliminde oldukları görülür.

Tavsiye Bağlantı: Psikoloji Gazetesi

Borderline (Sınır) Kişilik Bozukluğu

Sınır kişilik bozukluğu yaşayan bireyler, insanlarla iletişimlerinde ve duygu durumlarında dengesiz davranışlar göstermektedirler. Duyguları arası değişimleri çok ani ve hızlıdır. Duygulanımdaki dengesizlik tutarsız benlik imgeleriyle birleşince kişilerarası ilişkilerde tutarsızlıklar görülmektedir. Bunun dışına yalnız başına kalmaktan ve diğer insanların kendilerini küçük görmelerinden oldukça korkarlar. Pişman olmak yerine genelde kendilerini daha değersiz görürler, nefret edilen biriymiş gibi algıları oluşur.

Sınır (Borderline) Kişilik Bozukluğu Belirtileri Nelerdir?

Yalnız kalmaktan korktukları için başkalarının kendilerini terk etmemesi için değişik çabalar gösterirler. Diğer insanlarla iletişimlerinde ya gözlerinde çok büyütürler ya da yerin dibine sokarlar. Bu ikisi arasında ruh halleri gidip gelebilir. Kimlik karmaşası yaşayabilirler. Yani tutarsız bir şekilde benlik algı biçimleri vardır. Bazı davranış biçimleriyle kendilerine aşırı zarar verebilirler. Bunlar kötü madde kullanımı, dikkatsi araba sürme, sürekli yemek yeme davranışı gibi. Kendilerine zarar vermenin dışında intihar girişimleri olabilir veya kendine kıyım görülebilir. Borderline kişilik bozukluğuna sahip kişiler kendilerini sürekli boşlukta hissederler. Duygu hallerinde sürekli değişim görüldüğü için öfkesine uygun davranamaz ve kendilerini sık sık başkalarıyla kavga halinde bulabilirler. Geçici de olsa paranoid düşünce olabilir.

Ayrıntılı okuma için: Borderline Kişilik Bozukluğu Belirtileri

Bu kişilik bozukluğuna sınır isminin verilmesinin nedenlerinden biri de bireyde ani duygu durum değişikliği görülmesidir. Mesela kişi aşırı şekilde mutluyken bir anda depresif ruh haline geçebilir. Ya da kişide bir anda yalnızlık duygusu hakim olabilir ve bu duyguyu bastırmak için bir takım yollara başvurabilir. Bu sınırın bir tarafında nevrotik, diğer tarafını ise psikotik olarak düşünebiliriz. Bunların ortasında ise bu iki taraftan birine geçmeye hazır bir olan kişi vardır. Kişi normal hayat tarzına devam ederken birden nevrotik belirtiler ya da psikotik belirtiler gösterebilirler. Bu yüzden bu rahatsızlığa sınırda kişilik bozukluğu denilmektedir.

Sınır (Borderline) Kişilik Bozukluğu Tedavisi Nasıldır?

Genelde bu bozukluğa sahip olan bireyler gerekli olan bireysel terapiyi kabul etmedikleri için tedavi süresi uzamaktadır. Zaten kabul etseler dahi bir süre sonra tedaviyi yarım bırakabilirler daha sonra tekrar gelme davranışı gösterebilirler. Bu yüzden tedavisinde sabırlı olunmalıdır. İlaçla tedavi ve grup terapisi faydalı olacağı düşünülmektedir. Kişi düzelmeyi ne kadar fazla isterse o oranda hızlı bir değişim görülecektir.

Kaynak: psikolojigazetesi.com

Bipolar Bozukluk Nedir?

Literatürde önceleri manik-depresif psikoz olarak adlandırılan bu duygudurum bozukluğu, günümüz literatüründe bipolar duygulanım bozukluğu olarak geçmektedir. Bu bozuklukta çoğu zaman manik nöbetler ilk ataklar olarak görülmektedir. Tedavi edilmese bile bu nöbetler kendiliğinden 3-6 ay arasında geçebilmektedir. Depresyon ve mani nöbetleri sık tekrar ettiğinde kişinin sosyal hayatını olumsuz derecede aksatabilmektedir. Bir diğer nokta geçirilen nöbetler belirgin bir hasar bırakmamaktadır.

Tavsiye Bağlantı: Bipolar Bozukluk Belirtileri Nelerdir?

Bipolar Bozukluk Nedenleri Nelerdir?

Bipolar bozukluğun meydana gelmesinde genetik faktörlerin etkisi çok fazladır. Ayrıca bu nedenin dışında nörokimyasal dengesizlikler ve hipotalamik hipofiz adrenal eksenindeki anormallikler ile yaşanan bazı stresli olayların da manik ya da depresif nöbetleri hızlandırıcı şekilde etki ettiğini söylemek mümkündür.

Bipolar Bozukluk Tedavisi Nasıldır?

Psikodinamik terapide depresyonun bastırılan kayıp duyguları ve kızgınlıktan ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu yüzden hastalara bu çatışmayla ilgili iç görü kazandırmaya ve bastırılan kızgınlığın dışa vurulması için yüreklendirilmeye çalışılır.

Bilişsel-davranışçı terapide ise uyum bozan düşünce ve davranışlar değiştirilmeye çalışılır. Beck’in geliştirdiği bu terapide terapist , depresyondaki kişinin olaylar ve kendisi hakkındaki düşüncelerini değiştirmesi için kişiyi yüreklendirirken hastanın olumsuz düşüncelerine ters düşen örnekler vererek hastanın depresyona neden olan düşünceleri tanımasını ister. Daha sonra bu olumsuz düşünceleri ve inançları gözden geçirmesini ve bunların gerçekçi ve olumlu düşünceleri engellediğinin farkına varılması sağlanmaya çalışılmaktadır.

Genel olarak duygudurum bozukluklarının tedavisinde kullanılan ilaçlar ise şöyledir :
Tofranil Elavil, Parnate, Prozac, lityum bunlardan bazılarıdır.

Anksiyete Bozukluğu Nedir?

Tekrarlayan bir biçimde ve ısrarlı bir şekilde devam eden bu bozuklukta kişi sürekli tetikte bekleyiş gerginliği yaşar ve bilinmeyen ve ayırt edilemeyen bir kötülük duygusu şeklinde de söylenebilmektedir. Bunun dışında birçok fiziksel belirtiler de görülmektedir. Bunlar baş dönmesi, ağız kuruluğu, tüm vücudun soğukla kaplanması, titreme olabilir. Ayrı ayrı görülebildiği gibi bunların birleşimi de meydana gelebilir. Diğer önemli belirtileri ise ; mide rahatsızlığı, kalp çarpması ve yüz kızarmasıdır.

Tavsiye Bağlantı: Anksiyete Nedir?

Anksiyetenin Bozukluğunun Nedenleri Nelerdir?

Birçok görüşe göre kaygının nedenleri farklı olarak yorumlanmaktadır. Psikanalitik görüşe göre id ve ego arasındaki çatışmalar kaygıya neden olan bilinçdışı çatışmalardır. Kaynağı bilinçdışı olduğu için kişi,neden gerçekleştiğini bilmeden endişe ve sıkıntı durumu yaşar. Gerçek kaynağı olan cezalandırılmış id itkileriyle ilgili arzular ortada olmadığından kaygıdan kaçmanın yolu da yoktur.Kişi buna herhangi bir savunma geliştiremediğinden sürekli kaygılıdır.

Bilişsel davranışçı görüşe göre kaygı klasik koşullanma yoluyla öğrenilmektedir. Bu bakımından kaygının iç etkenlerle ilgisi yoktur.

Biyolojik görüşe göre kaygı bozukluğunun genetik etkenlere dayandığını öne sürmektedir. Buna göre anksiyete bozukluğu olan akrabalarında da görülme olasılığının yüksek olduğunu söylemişlerdir.

Anksiyete Bozukluğunun Belirtileri Nelerdir?

  • Son 6 ayda kişi katılım gösterdiği etkinliklerle ilgili yoğun kaygı yaşar.
  • Kişi kaygıyı kontrol altına almakta zorlanmaktadır.
  • Kaygılı günlerde (sinirlilik, uyku sorunları ve kolayca bitkin düşme ) görülmesi
  • Belirtilerin klinik açıdan önemli bir rahatsızlık ya da işleyiş sorununa neden olması

Anksiyete Bozukluğu Tedavisi Nasıldır?

Anksiyete bozukluğunda en etkili tedavi yöntemi, psikoterapi yöntemlerinin ve destekleyici yöntemlerin beraber kullanılması ile gerçekleşmektedir. Bunun dışında içgörü destekleyici ve bilişsel davranışçı terapiler de anksiyete bozukluğunun tedavisinde kullanılmaktadır. Tüm bu yöntemler ilaçla tedavi dışındadır.İlaç kullanımı da bu bozukluğa yarar sağlamaktadır. Özellikle antidepresan ve anksiyolitik ilaçların fayda sağladığı görülmüştür. Fakat bu ilaçların kişiyi sersemletmesi ve bağlı hale getirmesi yüzünden bazı yan etkileri vardır.

Anoreksiya Nedir?

Özellikle ülkemizde buluğ çağına erişmiş kız çocuklarında kendini gösteren, kilolarıyla bir türlü barışık olmayan kızların ne kadar zayıflarlarsa zayıflasınlar bunu yeterli görmeme ve bunun sonucu olarak kilolardan aşırı korkan bir yapıya sahip olmalarıyla sonuçlanan rahatsızlıktır.

Araştırmalar anoreksiya nevroza hakkında gerçekçi istatistiklere sahip değildir; çünkü bu hastalık günümüzün çılgın modası diyet ile aşırı benzerlik göstermektedir. Bu hastalık şüphesi bulunan kişilerin kullandığı yegâne savunma mekanizması rejimde oldukları bahanesidir. Bu bahane, hastaları, hastalığı kabul etmekten ve tedaviye başlamaktan alıkoymaktadır. Sadece kızlarda değil erkeklerde de görülen bu hastalık, görülme sıklığının % 5-10 aralığında olması nedeniyle kayda pek geçmemektedir.
Kızlarda daha çok görülmesinin, özellikle fiziksel değişim yaşadıkları ve kabul edilme ihtiyacının doruğunda oldukları ergenlik döneminde dış görünüşe aşırı önem vermelerinden kaynaklandığı düşünülmektedir.

Anoreksiya Nevroza Belirtileri Nelerdir?

Anoreksiya nevrozanın hemen hemen tüm belirtileri kişinin aç kalması ve gerekli vitamin ve proteinleri almaması sonucu ortaya çıkmaktadır. En yaygın belirtiler:

  • Soğuktan aşırı etkilenme
  • Boşaltım sisteminin eskisine oranlar oldukça yavaşlaması
  • Kabızlık durumu
  • Kan basıncının sürekli düşmesi
  • Nabız ölçümlerinde yavaş seyreden nabız tespiti
  • Kusma
  • Daha da zayıflamak için bağırsak hareketlerini hızlandırıcı ilaçların aşırı kullanılması
  • Kandaki potasyum miktarının düşmesi sonucu elektrolit bozukluklarının oluşması
  • Kemik yoğunluğunun yaş grubun göre
  • Adet kanamalarının kesilmesi
  • Osteoporoz

Bu hastalıkta kişiler normale göre zayıf olmalarına, gittikçe kilo vermelerine ve sağlıklarını kaybetme pahasına erimelerine karşın, bir türlü istedikleri görünüme kavuşmadıklarını, yine de zayıflamaya devam etmelerini gerektiklerini düşünmektedirler. Sağlık problemleri oluşsa da geçici olarak tedaviyi kabullenirler ancak doktor gözetiminden ayrılır ayrılmaz eski tutumlarını devam ettirmeye başlarlar.

Günlük 300 kaloriye kadar azalabilen beslenme alışkanlıkları olabilmektedir. Hiçbir şekilde un içeren, şekerli ve yağlı besinleri tüketmezler. Bilerek kusan, beden egzersizlerini abartan, bağırsakları hızlandıran ilaçları dozundan fazla kullanan bile vardır. Ne kadar zayıflama tutkunu olurlarsa olsunlar, lezzetli gıdaların hayalini kurmaktan da çekinmezler. Bu dürtülerini bastırmak için, yakınlarına güzel yemekler hazırlar ve yemelerini izlerler. Kendi paylarına düşeni ise bitirmeden geri kaldırırlar.
Vücutlarının zayıf düştüğü anlarda tam tersi tepki göstererek abartılı bir yeme nöbeti yaşayabilirler. Sonrasında pişman olunca ise kusarak veya ilaç kullanarak yediklerini çıkarma gayretine girerler. Bu psikoloji, tartıları kişilerin vazgeçilmez aletleri arasına yerleştirir. Gün içinde sayısız kere kilolarını tartabilir, kilolu olduklarından yakınabilir ve bir sonraki öğünde yemeleri gereken en küçük parçayı bile yemekten vazgeçebilirler.

Anoreksiya nevroz geçirilen dönemlerde cinselliğe ilgi de oldukça azalır. Cinsel istek kaybının yaşandığı bu dönemde, bu hastalığa ek olarak, anksiyete, depresyon, obsesif kompülsif bozukluk, sosyal fobi ve mizaç problemleri de yaşanabilmektedir.
Bu hastaların en belirgin kişilik özellikleri ise benlik saygılarının düşük olması, mükemmel olma arzusu, sosyal olarak kendine güvenin yitirilmesi ve içe dönüklüktür.
Kişiye anoreksiya nevroza tanısı konmadan önce tıbbi araştırmaları ve tetkikleri iyice yapılmalı ve anlamlı bir bulguya rastlanmaz ise tanı koyma aşamasına geçilmelidir.
Hastaların yüzden 20’si iyileşebilmekte, % 20’si hiçbir şekilde düzelmemekte, kalan % 60’lık kesim ise bazen normale dönerek bazen ise tekrar hastalanarak hayatlarına devam etmektedirler.

Anoreksiya Nevroza Tedavisi Nasıldır?

Bu rahatsızlığın kökeninde ebeveyn ve diğer aile bireylerinin tutumları da rol oynadığında tedavide hem hastanın kendisi hem de ailesi birlikte yer almalıdır. Hastaların aile ile birlikte katılmaları çoğunlukla zor olmaktadır; çünkü genelde kişiyi tedaviye zorlayan ailesi olmaktadır. Belirgin bir şekilde hasta olan kişiler bile durumlarını kabullenmediğinden ve ailelerinin durumu çarpıttıklarından yakınırlar.
Tedavinin temelinde hastanın benlik algısını değiştirmek, olaylara ve kişilere yaklaşımında farklılıklar oluşturmak yatar. Hasta kendini beğenmeyi başarabildiğinde, hayatın sadece dış görünüşten ibaret olmadığı anladığında tedavi yarı yarıya sonuçlanmış olur. Buna paralel olarak hastanın beslenme düzeninin geri kazanılması ve kaybettiği enerjinin yeniden depolanması gerekir.

Az önce de belirttiğim gibi hasta tedaviye dolayısıyla terapiste karşı ön yargı geliştirmiş olabilir. Böyle bir durumda hastayı anlayışla karşılamak, terapötik becerilerin kullanılarak empati kurup hastaya tedavinin faydalarını anlatmak ve sonucunu düşündürmek önemlidir. Hasta tedavinin başarıya ulaşması için bir yandan da kilo artışı sağlaması gerektiğini hissetmelidir. Sağlık problemi yaşamaya başlayanların fiziksel tedavisi ve beslenmeleri klinikte yapılacak ise hasta buna tüm süre boyunca dahil olacak şekilde ikna edilmelidir.

Anoreksiya nevrozayı şiddetli yaşayanların aniden baş gösteren sağlık problemleri durumu söz konusuysa hasta, hastaneye gönüllü olup olmadığına bakılmaksızın yatırılmalı ve terapi sürecine, yatarken hazırlanmalıdır.

Sonuç olarak belirtmek gerekirse; anoreksiya nevroza bireyin hayatını tehlikeye atabileceği bir rahatsızlık olduğu için, şüphe belirir belirmez terapist ile iletişime geçmek, terapistten hastayı ikna edici yöntemleri öğrenmek ve bunları hastayla konuşmak önemlidir. Zira hastalığın ilerleyen boyutlarında, protein eksikliğinden kaynaklanan diğer rahatsızlıklar baş gösterebilir ve aynı anda birden fazla sağlık biriminden (dahiliye, endokronoloji, diyetisyen, ortopedi ve kadın doğum gibi) yardım almak zorunda kalabilirsiniz.

Çocuklarda Güven

Her şeyi yapabilen bir çocuk yetiştirmek için ipuçları

Teyze ve Amcamla birlikte cenaze sonrası yemekte otururken Teyzem «Keşke kızım kendisine daha fazla güvenseydi» diye haykırdı. Hmm bence 8 yaşındaki kızı mutlu ama utangaç duruyor. Utangaç olmanın kötü bir yanı yok ama teyzemin kızı için istediği çocukluğunda kendine güvenmesini istediğinden kaynaklanıyor. Bu yüzden kendine güven nedir diye düşünmeye başladım. Kendine güvenmenin temel nedenleri nelerdir? Bunu nasıl geliştirebiliriz?

Kendine Güven

Kendine güven Latince kökeni olan ve doğru görünen «güven ile» veya «bağlılık ile» veya «inanç ile» açıklanabilir. Kendine güvenen bir çocuk kendi yeteneklerine inanmaktadır. Bu gibi bir inanç zaman içerisinde gelişir ama kendine güven deneyimlerinin sonucunda ortaya çıkar. Bu nedenle ebeveynler kendi çocuklarında bu gibi özellikleri ne kadar ortaya çıkarabilirler?

Oldukça fazla diyebilirim! Çocuklar iç ve dış çevrelerinin karmaşık olarak birbiri ile etkileşmesi ile gelişirler. Ebeveynler çocuğun dünyasında oldukça büyük bir yer kaplamaktadır. Çocuklar doğal olarak kılavuzluk etmeleri, iyi hissetmeleri ve nasıl davranmaları ve dünyaya inanmaları için ailelerini örnek alırlar. Çocuklarda kendine güveni sağlamak için bazı önemli noktalar şu şekildedir:

• Çocuğa kendi olumlu özelliklerini gösterin: Örneğin «Yaptığın resmi çok beğendim Jill» veya «Hey, yapbozları birleştirmekte oldukça yeteneklisin» gibi cümleler kurun. Sürekli olarak olumlu özelliklerini yansıtmak kendine güven aşılayacaktır.

• Sürekli Olarak Cesaretlendirme: Bu oldukça basit bir fikir olsa da çoğu ebeveynler için zorludur. Örneğin, dün radyo programında iken sunucum bana, oğlunun müziği kariyer olarak seçmesini pek de desteklemediğini söyledi. Ne? Mutlu bir çocuk yetiştirmedeki rol sürekli olarak cesaretlendirme ve hayallerine inanmaktır. Dinleyin, hayalleri değişebilir, ama ona nasıl hissettirdiğinizi asla unutmayacaklar.

• Güveni Genişletin: Çocuklar onlar hakkında nasıl hissettiğinizi anlayabilirler. Çocuğunuza karşı güveniniz arttıkça, kendilerini genişletmeye başlayacaklardır. Örneğin evin önünün güzel görünmesii istiyorsunuz. İşi on yaşındaki Sally›e verin. Ona evin önünün güzel görünmesi için istediğini ve uygun gördüklerini yapabileceğini söyelyin (örneğin çiçek dikmek, eğilmek, çiti boyamak gibi). Ve aynı zamanda yardıma ihtiyacı olursa orada olduğunuzu açıklayın.

• Yetenekli Bireyler: Çocuklar kendi yeteneklerini ve neler yapabileceklerini görmelidirler. Örneğin Johnny piyano dersleri aldı ve daha iyi şarkıları daha hızlı çalmaya başladı. Yıl sonu konserinde piyano madalyaları kazandı ve bu yetenekleri ile birlikte kendisini daha iyi hissetmeye başladı. Şimdi diğerlerinin önünde daha rahat piyano çalıyor.

Zorlanan Çocuklar

Her çocuk kendine güvenme kapasitesine sahip mi? Evet Durumları önlerinde istiflenmiş desteler gibi mi? Evet Maalesef olduykça fazla sayıda çocuk (her 5 çocuktan 1›i) travma, suistimal veya kötü davranşları deneyimlemektedir. Bu durumlarda çocuğun kendisini iyi hissetmesi ve kendisini iyi hissetmesi için biraz daha fazla çalışmaya gerek vardır. İyi haber is her zaman mümkün olduğudur. Yol göstererek, eğitimle, terapi ve yaratıcı programlarla birçok çocuk iyi yetenekleri hakkında nasıl hisssetmeleri gerektiğini öğrendi ve en sonunda bu yeteneklere güvendiler.

İnanç, Bağlılık ve Güven

Kendine güven kendisini yetenekli görebilme kavramı üzerine kurulmuştur. Çocuğun kendine güveni aileler veya yetişkinler çocuğa güvenip inandığında hızla artış göstermektedir. O zaman çocuk içindeki bu inançları yansıtacaktır. Adım adım ve gün gün çocuk kendine güvenini geliştirecektir. Çoğu ünlü bireyin açıkladığı gibi kendine güven onların başarılarının kaynağı olmuştur. İşte burada bir kaçını sıraladık:

«Zor bir meslekte ilerlemek kendine güvenmeyi gerektirir» – Sophia Loren

«Kendine güven. Bütün hayaın boyunca yaşamaktan keyif alacağın seni oluştur. İçindeki ufak kıvılcımlara alev aldırarak yapabileceğinin en iyisini yap» – Golda Meir

«Kendine bir kere inandığında insan ruhunu ortaya çıakrak merak, anlık hoşnutluk veya herhangi bir deneyimi riske atabiliriz» – E.E. Cummings

Tavsiye Bağlantı: Özgüven hakkında ayrıntılı bir okuma için Özgüven Eksikliği Nedir? linkine tıklayabilirsiniz.

Yazar: Maureen Healy

Kaynak: psychologytoday.com

Beylikdüzü’nde Psikolog Desteği

Beylikdüzü, son yıllarda gittikçe artan bir ivmeyle, psikolojik destek sirkülasyonu yaşıyor. Bunu nereden mi anlıyorum? Öncelikle bende Beylikdüzü’nde psikolojik destek hizmeti sunuyorum. Dolayısıyla talepleri ilk elden gözlemleyebiliyorum. Bununla birlikte gün geçtikçe bir psikolojik danışma merkezinin açıldığına şahit olmaktayız. Yaklaşık dört yıl önce Beylikdüzü’nde vaka görmeye niyet ettiğimde, çalışmak için merkez bulmakta zorlanırken şu anda, ofisler Beylikdüzü şubeleri için terapist arayışındalar. Aynı zamanda google gibi arama motorlarında Beylikdüzü Psikolog gibi anahtar kelimelerle yapılan aramaların arttığını da gözlemlemekteyim.

Dediğim gibi ben de Beylikdüzü’nde hizmet veriyorum. Verdiğim hizmeti de anlatabilmek için www.beylikduzupsikoloji.com blogunu açtım. Aslında blogun geçmişi dört yıl öncesine dayanıyor. Ancak şu güne kadar, kişisel sitem olan yusufbayalan.com sitesindeki içerikleri orada paylaşıyordum. Ancak, artık özgün içeriklerle blog paylaşımı yapmayı düşünüyorum.

İçerikler genel olarak, panik atak, depresyon, evlilik terapisi gibi hizmet verdiğim konulara dönük olacak. Bununla birlikte amacım Beylikdüzü Evlilik Terapisti gibi aramalarda, danışan adaylarının bana ulaşmalarını sağlamak. Umarım hayırlısı olur.

 

Dindar Psikolog Arayışının Anlamı

Psikoterapi veya psikolojik danışmanlık, insanın kendiyle, dünyayla, diğer insanlarla ve Allah’la ilişkisinin ele alınabileceği bir yardım sürecidir. Hal böyle olunca, pek çok dindar insan, psikolojik destek sürecine mesafeli bir tutum sergiliyor. Belki bir dahiliye doktoruna ihtiyacı olduğunda, doktorun dini inancını umursamazken, psikolog veya psikiyatrist arayışında, dini hassasiyetleri önemsiyor. Bu yüzden, “dindar psikolog”, “dindar psikolog arıyorum”, “muhafazakar psikolog arıyorum” gibi kalıplarla internet arama motorlarında arama yapıyorlar.

Kişisel blogumda daha önce kaleme aldığım dindar psikolog odaklı bir yazı dolayısıyla bana ulaşan insanlar oluyor. Neden bir dindar psikolog arayışında olduklarını sorduğumda, her zaman net cevaplar alamıyorum. Ancak genel olarak insanların bazı endişeler taşıdıklarını görebiliyorum.

Dindar Psikolog Neden Aranıyor?

  • Yazıya konu olan insanlar, psikolojik yardım sürecini daha çok, “bilen birinin”, “bilmeyen birine” bir yardım süreci olarak algılıyorlar. Dolayısıyla da psikolojik yardım uzmanından beklentileri de “kendilerine ne yapacaklarını söylemesi” oluyor. Hal böyle olunca, kendilerine verilecek öneriler, hayatla ilişkilerini şekillendiren dinlerine aykırı olursa bir çelişki ile karşı karşıya kalacaklar. Bu durumu yaşamaktansa dindar psikologla görüşmek ve kendi dinlerine uygun bir öneri almak daha makul geliyor.
  • Dindar psikolog arayışında olanların önemli bir kısmını, dini takıntıları (obsesyonları) olan insanlar oluşturuyor diye düşünüyorum. Bu durumda da, dinden haberi olmayan birileriyle dini meselelerini konuşmak istemiyor olabilirler.
  • Psikolojik yardım camiasına ve o camianın kendilerine bakışına dair bir algı da dindar psikolojik yardım uzmanı arayışını etkiliyor diye düşünüyorum. Pek çok kişinin, psikologları genel olarak dinden uzaktan insanlar olarak, psikolojiyi de din dışı (en azından İslam dışı) bir alan olarak algıladığını biliyorum. Bu durumda “anlaşılmamışlık” duygusuyla bir yardım arayışına neden başlasın ki bir insan. Bu durum, kısmen yardım arayan kişilerin eksik bilgisiyle alakalı olabileceği gibi kısmen de psikoloji camiasında yer alan uzmanların tutumlarıyla ilgili olabilir. Bir mesai arkadaşımın, başörtüsü takanları aşağıladığına (birebir konuşmalarımızda), ibadete bir obsesyon olarak baktığına ben şahit oldum. Böyle bakınca da, insanların endişelerinde haklılık payı olduğunu düşünüyorum.
  • Belki de çok kurcalamamak gerekiyor. İnsanlar anlaşılmak istiyorlar ve onları ancak, kendi dinlerinden birinin anlayabileceğini düşünüyorlar.

Dindar Psikolog Arayışının Riskleri

Evet, insanın kendini anlayacağına inandığı bir uzman arayışında olması son derece normla görülebilir. Ancak bu durumun da, bazı riskleri içerisinde barındırdığını düşünüyorum:

  • Her şeyden evvel, birileri bu hassasiyetleri kullanma eğilimi taşıyor olabilir. Din alimliği ile psikolojik yardım uzmanı arasındaki farkı göz ardı eden bir uzman danışanına zarar verebilir.
  • Bir psikolog meseleye dini açıdan bakabilir belki, ama herhangi bir konuda fetva verme hakkına sahip olamaz. Ancak pek çok danışanın, sorunuyla ilgili bir fetva arayışında olabileceğini söyleyebilirim.
  • Uzmanın dindar oluşu uzmanlığının önüne geçmemeli. Bir danışan bir hocayla değil de bir psikologla görüştüğünü unutmamalı. Çünkü psikolojik yardımın temel hedeflerinden biri, danışanların güçlü bir kendilik oluşturmalarına yardımcı olmaktır. Ancak hoca-cemaat ilişkisi bunun oluşumuna engel olabilir.

Yazıyla ilgili düşüncelerinizi benimle paylaşırsanız memnun olurum. Muhabbetle kalın.

Uzman Psikolog Yusuf BAYALAN web sitesi

Bu yazımda size yusufbayalan.com sitesinden bahsetmek istiyorum.

yusufbayalan.com benim kişisel web sitem. Site yaklaşık 4 yıllık bir geçmişe sahip. Site, kurulduğu günden bu yana pek çok değişikliğe maruz kaldı. Bu zaman zarfında çokça ihmale uğradığını da söylemeliyim. (Bu şekilde anlatınca üzüldüm siteye 🙂 ) Ancak yakın zamanda aldığım bir kararla, siteye  ciddi bir zaman ve emek sarf etme niyetindeyim.

Sitedeki yazılar daha çok psikolojik danışmanlık ve evlilik danışmanlığı odaklı oluyor. İki başlık da benim, mesleki çalışma alanlarımı ifade ediyor aslında. Örnek olsun diye bazı içerik başlıklarını sizinle paylaşmak istiyorum:

  • Psikolojik Danışmanlık Nedir?
  • Evlilik Danışmanlığı Nedir?
  • Evlilik Öncesi Cinsel İlişki Yaşanmalı Mı?
  • Öfke Kontrolü
  • Aşkı Arayanlara Öneriler
  • Erkekleri Etkilemenin Yolları
  • Depresyon Nedir?
  • Panik Atak Nedir?
  • Sosyal Fobi Nedir?

Sitedeki içerikler, büyük oranda internet kullanıcılarının yaptıkları aramalar doğrultusunda oluşturuluyor. Yani, insanlar arama motorlarında ne arıyorlarsa ben de ona göre içerik üretmeye çalışıyorum. Bu hem internet kullanıcısına bir hizmet sunmak hem de sitemin hit alma ihtimalini artırmak anlamına geliyor.

yusufbayalan.com sitesinin şu anki ana hedefi, maksimum sayıda internet kullanıcısına ulaşabilmek ve google aramalarında, psikolog kelimesinde ilk sıraya yükselmek. Umarım başarılı olurum.

Site ile ilgili düşüncelerinizi benimle paylaşırsanız memnun olurum. Muhabbetle kalın.